DICE’ın son birkaç yıldır attığı adımlar serinin hayranları olarak hepimizi yormuştu. O modern savaş alanından, kimliği kaybolmuş karakterlerden ve garip sistemlerden sonra, içimde bir korku vardı: Ya bu sefer de olmazsa? Ama yanılmışım. Battlefield 6, serinin adeta bir rehabilitasyon süreci gibi. Bu oyunda, Battlefield 3’teki Caspian Border’ın, Bad Company 2’nin yıkımının ve 1942’nin o devasa savaş hissinin ruhu var.
Silahı Tutma Hissi
Oyuna ilk girdiğim an, hemen bir Assault sınıfı seçtim. Silahı elime alıp ateş ettiğim ilk anda o his geldi: Tokluk. Silahın geri tepmesi, o metalin sesi, merminin namludan çıkıp hedefe saplanma sesi… sanki elinizde gerçek bir makine tutuyorsunuz. Önceki oyundaki “lazer tabancası” hissi tamamen gitmiş. Silahlarınızla aranızda organik bir bağ oluşuyor.
Özellikle makineli tüfeklerin o ritmik takırtısı ve keskin nişancı tüfeklerinin o yankılanan, keskin patlaması… Her çatışma, taktiksel bir düello gibi hissettiriyor. Bu tokluk hissi, oyunun temel mekaniklerini sağlam bir zemine oturtmuş.
O Klasik 4 Sınıfın Geri Dönüşü
Ah, o sevgili 4 sınıf geri döndü! Bu, oyunun en can alıcı noktası. Artık herkesin her şeyi yaptığı o garip “Uzman” karmaşası yok. Rollerin netleşmesi, haritada nefes almamızı sağladı:
- Assault: Öncü gücün, o bayrağa ilk koşanların sınıfı.
- Engineer: Tank avcısı, araçların kâbusu.
- Support: Mühimmat ve siper adamı, o kilit noktayı tutan iskelet.
- Recon: Gözümüz kulağımız, haritanın arka cephesindeki sessiz katil.
Geçen gün bir Breakthrough (Yarılma) maçında, ilerlemekte zorlanıyorduk. Tanklar canımızı okuyordu. Hemen Engineer sınıfına geçtim. İki Engineer arkadaşımla birlikte sis bombaları altında tanka yaklaştık, roketlerimizi sıktık ve Support mühimmat kutularını dibimize atıp durdu. Üç tankı aynı anda indirdiğimizde, o coşku… İşte bu, Battlefield’ın zirve anıdır! Oyun sizi zorluyor; tek başına “Rambo”luk yapamazsınız, takım olmalısınız.
Savaşın İçinde Yaşamak
Gözlerimi kapattığımda bile o anı yaşıyorum: Ses ve Yıkım.
Bir Conquest haritasında bayrağı ele geçirmeye çalışıyorduk. Düşmanlar içeride siper almıştı. Ben mi? Hemen bir tanka atladım ve o binanın yarısını yerle bir ettim! Duvarlar, tavanlar parçalandı, yer yerinden oynadı. O toz dumanın arasından içeri dalmak, içeride kalan düşmanları temizlemek… Bu, sadece görsel bir şölen değil, stratejik bir zorunluluk!
Ses tasarımı ise kelimenin tam anlamıyla dehşet verici. Uzaktan gelen bir bombardımanın o hırıltısı, kulak zarınızı zorlayan yakın mesafeden bir patlama ve sürekli etraftan gelen emirler, çığlıklar… Bazen ne olup bittiğini anlamakta zorlanıyorsunuz, ama tam da bu kontrolsüz kaos, Battlefield’ı eşsiz kılıyor. Savaşın tam ortasındayız ve her şey, her an değişebilir.
Nostalji ve Gelecek Bir Arada
Portal modu, oyunun ömrünü uzatacak bir mucize. BF3’teki o haritaları, yeni motorun grafikleri ve sesleriyle oynamak… resmen zamanda yolculuk gibi. Bir akşam arkadaşlarımla “Bad Company 2 Haritalarında Sadece Pompalı Tüfekler” kuralıyla maç yaptık. O saf, çılgın eğlenceyi uzun zamandır yaşamamıştım.
Portal, sadece nostalji değil, aynı zamanda bir kum havuzu. Kendi savaş kurallarınızı, kendi araçlarınızı ve kendi çılgın senaryolarınızı yaratmak, oyunun potansiyelini kat kat artırıyor. Bu mod, Battlefield 6’yı bir oyundan çok, bir platforma dönüştürüyor.
Kısa Hikaye ve Öğrenme Eğrisi
Peki hiç mi kusuru yok? Elbette var. Tek kişilik hikaye moduna çok da zaman ayırmayın. Yaklaşık 6 saat, sönük bir senaryo ve unutulabilir karakterler. DICE’ın bu modu sadece “var olmak için” eklediği çok belli.
Diğer bir konu ise rekabet. Oyun, yeni başlayanları affetmiyor. Araçları kullanmayı, haritaların yapısını ve sınıf sinerjisini çözmek zaman alıyor. Özellikle iyi bir takımın karşısına çıktığınızda, ezilmeniz an meselesi.
Ve evet, bazı maçlarda o ağlatan netcode/sunucu gecikmesi sorunları kendini gösteriyor. Siper arkasına geçip ölmek kadar sinir bozucu bir şey yok. Umarım DICE bunu yamalarla hızla düzeltecektir.
Bu, Aradığımız Battlefield!
Tüm eksilerine rağmen, Battlefield 6, serinin tahtına yeniden oturduğunu gösteriyor. Bu, sadece grafiklerden ibaret bir FPS değil; bu, takım olmayı, strateji yapmayı, hayatta kalmayı ve o devasa savaşın bir parçası olmayı hissettiren bir deneyim.
Eğer klasik Battlefield’ı özlediyseniz, o kaotik 64 kişilik (veya daha fazlası) savaşı istiyorsanız, zırhınızı kuşanın. Savaş alanına davetlisiniz! Ben şimdiden bir sonraki Conquest bayrağına doğru koşuyorum. Görüşürüz, ya da daha doğrusu… cephede görüşürüz!
